|
Bilgi ağlarının ve iletişim teknolojilerinin
sonucu olarak internetten her türlü bilgiye kolayca ulaşılabilirken
neden hâlâ fiziksel olarak sanat eserlerinin toplandığı ve sergilendiği
merkezlere ihtiyaç duyuyoruz ve bu merkezlerin benzeri gelişmelere
adapte olma süreçleri ne olabilir?
İletişim teknolojileri, sanat merkezleri gibi bilgi toplanan ve üretilen
fonksiyonlarda etkili olunabilecek ikincil bir mekân (cyber space,
sanal mekân) sağlamaktadır. Bu mekânda süren etkinlik veya işlev ulaşım
ve etki alanını artırarak kullanıcı tanımını değiştirmektedir. Projenin
amacı; ikincil mekânı (sanal mekân) birincil mekân haline getirmek
ve fiziksel mekânı sanal mekân üzerinden çalışan bir arayüz olarak
tasarlamaktır.
Gelişen teknolojiler sayesinde son 15 yıldır "informative architecture"
adıyla genellenebilecek bir mimari üretim dünya üzerinde birçok
mimar tarafından gercekleştirilmektedir (yapı üzerinde yer alan
ekranlar, panolar vb.). İletişim teknolojilerinin gelişimi ile yaklaşım
"interaktif enformatif mimarlık" olarak tekrar şekillenebilir.
Bu yaklaşım; mimar veya yapı fonksiyonu gereği kullanıcıya öğrenmesi
dikte edilen veya öğrenmek zorunda bırakılan bilgiler yerine, bilginin
paylaşımını kullanıcıya bırakmaktadır.
Sanal Mekân
Merkez, fonksiyonunu bir internet sitesi üzerinden gerçekleştirmektedir.
İnternet sitesi paylaşımı destekleyici olması, katılımı ve üretimi
teşvik etmesi ve sansürsüz iletişim sağlayabilmesi amacıyla kullanılmaktadır.
Site kullanımı katılımdan baskı veya görüntüleme işlemine kadar
olan işleyişi kapsamaktadır. Genel bir galeri sürekli görüntülenebilmekte
ve yeni öneriler sunulabilmektedir. Veritabanına geçirilen eserler
kullanıcılar tarafından değerlendirilerek baskı gibi yollarla fiziksel
ürüne dönüştürülerek yapı içerisinde sergilenmektedir.
Sitenin dünya üzerinde paylaşıma açık olması, yapının "orada
olmayan" bir kimse tarafından da etkilenebilir olması demektir,
bu yaklaşım ise konvansiyonel kullanıcı ve kullanım tanımını değiştirmektedir.
Fiziksel Mekân
Yapı fonksiyonunu sanal mekân içerisinde gerçekleştirmektedir, fiziksel
mekân ise bir arayüzdür. Yapı kullanıcı ile site arasında iletişim
sağlar, sanal verinin fiziksel ürüne geçişinde rol oynar ve merkezin
sanal ortam dışından da müdahale edilebilir olmasını sağlar.
"Düşünsel üretim bireysel bir etkinlik olmanın yanısıra toplumsal
bir etkinliktir." Yapının mekânsal kurgusu Zygmunt Buaman'ın
bu sözlerinden esinlenerek tasarlanmıştır. Bireysel üretimden toplumsal
paylaşıma ve etkileşime geçiş bir süreç olarak düşünülüp mekânsal
kurgu sürecin yansıması olarak "ters odaklar" ile tasarlanmıştır.
Fonksiyonel olarak ayrışan mekânlar birbirleri içinden zorlanan
belirsiz dolaşım yönleri ile iletişime zorlanmaktadır. Ters odaklar
görsel farklılıklarının yanısıra içerisinde kaybolunan küçük (birey
odaklı) mekânlara parçalanmış bir kaotik iç strüktürün merkez noktalarıdır.
Dış çeperlerine ilerledikçe "dış" mekân ile iletişim artar,
ters odaklar dış dünya ile bireyin fiziksel ve psikolojik ayrımını
sağlar.
Yapı çevre analizleri veya Beyoğlu bölgesinin sorunları referans
alınarak tasarlanmamıştır. Dolayısıyla yapı, çevreye bir çözüm değil
yeni bir sorun eklemektedir. Bu soruna verilecek yanıt yapının kullanım
sürecini oluşturacaktır. Yapı bir bina programını tamamlamak için
değil bir soruyu sorabilmek için tasarlandığından tasarım bir programa
da referans vermemektedir.
Paylaşılacak olan materyalin çeşitliliğinin artması için ihtiyaç
duyulan potansiyele kolayca ihitiyaç duyulabilecek olduğundan İstiklal
Caddesi'ne yöneldim. Cadde sosyal katılımın sağlanması için en uygun
yer olarak gözükse de bireyselliğin sağlanmasını güçleştirmektedir.
Güvenlik ihtiyacını azaltmak için sergilenecek eserlerin dijital
ortamdan veya tekstil baskıları, projeksiyonlar gibi maddi değeri
az olan yollarla sunulmaktadır. Güvenlik kısıtlamalarını ortadan
kaldırmanın, kullanıcının yapıyla ve siteyle olan temasını kuvvetlendireceğine,
hatta kışkırtıcı bir rol oynayacağına inanıyorum.
|