İnsan etmeninin
kentte yarattığı düzensizlik ve karışıklık yaşamımızın önemli bir parçası olan
fark etme içgüdüsünü giderek yok etmeye başlamıştır. Günlük yaşamın koşuşturmacasında
çevremizi saran kentin önemi kalmamış, yaşamımızın ondan beslendiğini unutmuş
ve kendimizi yine kendimizin yarattığı kaosun içinde yitirmişizdir. Bu nedenle
proje yalnızca işlevsel gereklilikleri değil, kent ve insan olgusunu kapsayıp,
bu üç öğenin -müzik, kent, insan- kendi içindeki kurgusunun yeniden yorumlanmasını
sağlayacaktır. İlk düşünce: her birini ayrı ele alıp barındırdıkları karakteristik
özellikleri sorgulamaktı. Bulunan bütün özellikleri birbiriyle doğrudan ilişkileri
olarak ya da olmayarak iç içe giren ve birbirlerinin biçimlendirme öğelerini kendi
biçim dilleri içinde eriterek bütünleştiren bir kompozisyon oluşturmaktı. Amaç:
bu üç öğenin dönüşümlü olarak birbirini tamamlamasıydı.
Kentin
insan ile müziğe geri dönüşü İnsanın
müzik ile kente geri dönüşü Müziğin
kent ile insana geri dönüşü Bu varyasyonlar sonucunda dönüşüme yardımcı temel
öğeler belirlendi. Bunlardan biri ve en önemlisi; üzerinde devingenliğin sağlandığı
ve arazi coğrafyasına paralel kentsel döşeme olgusudur. Döşeme öncelikle kente
ait bir promenad olarak başlar, üzerinde yürüdüğünüz yer size hissettirmeden yapının
zemini halini alır ve sizi içerideki devingenliğe dahil eder. Neye ait olduğunuzu
anlamadan farklı noktalarla yüz yüze gelirsiniz. Ve artık hem mimarlığın (kentin),
hem de müziğin kompozisyonunun bir parçasısınızdır. Bir başka önemli olgu ise;
bir anlamda içe çekilmeyi destekleyen kent zemininden iz alarak yapının üstünü
örten kentsel çatı oluşturulmasıdır. Bu oluşumlar sonucunda yapı yalnızca kentten
çıkan bir sirkülasyon alanı değil, içinde doğmasına, büyümesine ve yaşamasına
izin verdiği müziğin armonisini yansıtan, insana ilişkin ve onun ruh halleriyle
bütünleşik hareketlere olanak tanıyan bir metabolizmadır. |