"Proje,
otomobilin bir nesne olarak ele alınması, bütünsel, parçacık ve işlevsel yönden
incelenmesi ve bu bilgi birikiminin yapısal olarak yeniden yorumlanması yönündedir." Projenin
amacı, İstanbul gibi kozmopolit bir metropolde algının artırımına ve doğrudan
aktarımına yöneliktir. İnsan kafasında ki kent bilgisinin kalıcılığı ve yapının
insan zihninde anımsal bir merkez olması gerekliliği göz önünde bulundurularak,
form yaklaşımı belirlenmiştir. Araçlar doğası gereği çok hareketli nesnelerdir,
yapılar ise çok daha stabil olduklarından bu yönde çok önemli bir algısal anımsamaya
gidilemez. Bu durumda formlar ve biçimler esas gönderme yapabileceğimiz olgular
olarak elimizde kalır. Bu projede ana biçimin seçimi de bir algısal gönderme üzerinden
belirlenmiştir. Otomobilin ana form yapısına sadık kalmak üzere bozulmaya gidilmiştir.
Burada amaç sergilenecek nesnenin aynısını yapı olarak yapmak değil, algısal zamanı
ve bütünlüğü artırmaktır. Proje, otomobilin bir nesne olarak ele alınması, bütünsel,
parçacık ve işlevsel yönden incelenmesi ve bu bilgi birikiminin yapısal olarak
yeniden yorumlanması yönündedir. Kentli bu projede ortalama 80 km hızla hareket
etmektedir. Bu da algı zamanını maksimum düzeyde düşürmekte, insan zihnindeki
kent bilgisini azaltmaktadır. Bu yüzden yapının yerleşim şekli otoban cephesine
paralel olarak alınmış, boyutları algı zamanını maksimum düzeye çekecek biçimde
ayarlanmıştır. Yükseklik ise ayrı bir problemdir. Yolun kotlanma değerleri ele
alındığı zaman yapı alanımız tam bir koninin üstünde durmaktadır. Bu yüzden algı
zamanı kısalmaktadır. Yol değiştirilemeyecek bir nesne olduğu için bu olumsuz
durum yapının yüksekliğiyle giderilmeye çalışılmıştır. Otomobilde hız sınırlarını
belirleyen durum motor gücüyle birlikte sürtünmedir. Bu da esas olarak rüzgâr
gücünden kaynaklanır. "Aerodynamic", bu şiddetin azaltılması, otomobilin
en az şekilde direnç göstermesini sağlaması yönünden önemlidir. Bu da yapıda iki
adet göndermeye yol açar: yapının cephesi üzerindeki malzeme seçimi ve rüzgâr
yükünün dağılımı. Yapının kabuğu zaten bir otomobilin kabuğundan bozularak modellendiği
için rüzgârın dinamik etkilerini çok iyi bir şekilde dağıtacaktır. Bununla birlikte
otomobilin hareketliliğini çok fazla anımsama aracı olarak kullanamayacağımızı
belirtmiştik. Buna oranla hareketlenmedeki flulaşma (blur) etkisi ve rüzgârın
otomobile uyguladığı dinamik etkilere yapının kabuğunun pullu bir yüzeyle kaplanmasıyla
ulaşılmaya çalışılmıştır. Böylece rüzgâr etkisiyle oynayan pullar, devingen muazzam
bir kütle elde etmemizi sağlarken, yansıtıcılık özelliğiyle de insan benliğinde
bir ışık oyununa dönüşecektir. Dış olgulardan içeri geçtiğimiz zaman; otomobilde
bir aks ve şaft sistemi olduğu bilinir. Otomobilin kabuğu ne kadar "aerodynamic"
yapılabilse ve formuyla istenildiği gibi oynanabilse de iç aksamlar makine ilkesine
dayanarak düzgün geometrik nesneler ve belirli açılarla çalışmaktadır. Biz de
yapının içini nasıl tasarlayacağımızı böylece bulmuş oluyoruz. Otomobilin işlevsel
analizinde, önde motor bölümü, arkada bagaj bölümü, ortada da şaft ve oturma birimleri
yer alır. Bu bilgiler yapıda önde ana "showroom" alanı, arkada müze
alanı, ortada ise büro, dinlenme, yemek, sanat galerisi, fuaye, konferans/eğlence
salonu olarak yeniden yorumlanmıştır. Servis birimleri işlevsel gereklilikleri
ve bazı standartların oluşturulması gerekliliği yüzünden emin altına alınarak
algı ve bütünsellik çabasından uzaklaştırılmıştır. Yapının işlevsel olarak kendi
biçimini oluşturmasına göz yumulmuştur. Projede insan hareketlerine geldiğimiz
zaman iki ayrı durumla karşılaşırız: otomobil + insan ve insan. Üstgeçit, insan
hareketlerinin temeli olarak alındığında aks uzatımıyla; araç hareketleri temel
alındığında ise yapı alanının ön cephesinde aracın terk edilmesiyle algısal durumun
eşitlenmesi ve farklılığın yok edilip teke düşürülmesi amaçlanmıştır. Böylece
yapı girişinin ön cepheden olması gerekliliği görülmektedir. İnsan hareketi bu
noktadan sonra ön cephedeki yarıklardan (otomobildeki temsili hava girişleri)
içeriye doğru olacaktır. Bu iki yarık içeride ışıklanma kütleleri olarak sürmektedir.
Böylece yapı ışık algısı ve kütlenin hareketi ile üç ışınsal izle bölünür. Bu
da insanın yapı içindeki hareketini yönlendirir. Üç bölümün dolaşımı ayrı kotlarda
çözülerek tam bir takip izi yaratılabilirdi. Fakat bu durumda mimarın yaptırım
gücünde fazla ileri gidileceği düşünülmüş, giriş yapıldıktan sonra hangi izin
izleneceği müşteriye bırakılmıştır. |
| Yapı formunun,
program ile bağlamı desteklemesi; bu form oluşturulurken, strüktür ve formun gösterdiği
tutarlılık, mekânı oluşturan farklı elemanların biraraya gelişlerindeki etki,
güç, yaratıcılık, ciddiyet ve olgunluk etkileyici, gün ışığında ve gece algılarındaki
özellikler olumlu bulunmuştur. |